İbranice
וַיַּ֣רְא יַעֲקֹ֔ב כִּ֥י יֶשׁ־שֶׁ֖בֶר בְּמִצְרָ֑יִם וַיֹּ֤אמֶר יַעֲקֹב֙ לְבָנָ֔יו לָ֖מָּה תִּתְרָאֽוּ׃
Türkçe çeviri
Yaakov, Mısır’da tahıl bulunduğunu öğrendi. Oğullarına, “Neden birbirinize bakıp duruyorsunuz?” dedi.
İbranice veya Türkçe okunuş metnindeki bir kelimeye tıklayarak Tora’daki kullanımlarını ve doğrulanmış dilbilgisel bağlantılarını inceleyebilirsiniz.
וַיַּ֣רְא יַעֲקֹ֔ב כִּ֥י יֶשׁ־שֶׁ֖בֶר בְּמִצְרָ֑יִם וַיֹּ֤אמֶר יַעֲקֹב֙ לְבָנָ֔יו לָ֖מָּה תִּתְרָאֽוּ׃
Yaakov, Mısır’da tahıl bulunduğunu öğrendi. Oğullarına, “Neden birbirinize bakıp duruyorsunuz?” dedi.
וַיֹּ֕אמֶר הִנֵּ֣ה שָׁמַ֔עְתִּי כִּ֥י יֶשׁ־שֶׁ֖בֶר בְּמִצְרָ֑יִם רְדוּ־שָׁ֙מָּה֙ וְשִׁבְרוּ־לָ֣נוּ מִשָּׁ֔ם וְנִחְיֶ֖ה וְלֹ֥א נָמֽוּת׃
Vayomer hine şamati ki yeş şever bemitsrayim redu şama veşivru lanu mişam venihye velo namut.
“Duyduğuma göre Mısır’da tahıl var. Oraya inip bize tahıl satın alın da ölmeyelim, yaşayalım.”
Yosef’in on kardeşi Mısır’dan tahıl satın almaya indi.
וַיָּבֹ֙אוּ֙ בְּנֵ֣י יִשְׂרָאֵ֔ל לִשְׁבֹּ֖ר בְּת֣וֹךְ הַבָּאִ֑ים כִּֽי־הָיָ֥ה הָרָעָ֖ב בְּאֶ֥רֶץ כְּנָֽעַן׃
İsrael’in oğulları, tahıl almaya gelenlerin arasına katıldı; çünkü Kenaan ülkesinde kıtlık vardı.
וְיוֹסֵ֗ף ה֚וּא הַשַּׁלִּ֣יט עַל־הָאָ֔רֶץ ה֥וּא הַמַּשְׁבִּ֖יר לְכָל־עַ֣ם הָאָ֑רֶץ וַיָּבֹ֙אוּ֙ אֲחֵ֣י יוֹסֵ֔ף וַיִּשְׁתַּֽחֲווּ־ל֥וֹ אַפַּ֖יִם אָֽרְצָה׃
Veyosef u haşalit al haarets u hamaşbir lehol am haarets vayavou ahe yosef vayiştahavu lo apayim aretsa.
Ülkeyi Yosef yönetiyordu; bütün ülke halkına tahıl satan oydu. Yosef’in kardeşleri gelip önünde yüzüstü yere kapandı.
וַיַּ֥רְא יוֹסֵ֛ף אֶת־אֶחָ֖יו וַיַּכִּרֵ֑ם וַיִּתְנַכֵּ֨ר אֲלֵיהֶ֜ם וַיְדַבֵּ֧ר אִתָּ֣ם קָשׁ֗וֹת וַיֹּ֤אמֶר אֲלֵהֶם֙ מֵאַ֣יִן בָּאתֶ֔ם וַיֹּ֣אמְר֔וּ מֵאֶ֥רֶץ כְּנַ֖עַן לִשְׁבָּר־אֹֽכֶל׃
Vayar yosef et ehav vayakirem vayitnaker alehem vayedaber itam kaşot vayomer alehem meayin batem vayomeru meerets kenaan lişbar ohel.
Yosef kardeşlerini görünce tanıdı ama onlara yabancı gibi davrandı, sert konuştu. “Nereden geldiniz?” diye sordu. “Kenaan ülkesinden, yiyecek satın almaya” dediler.
וַיִּזְכֹּ֣ר יוֹסֵ֔ף אֵ֚ת הַחֲלֹמ֔וֹת אֲשֶׁ֥ר חָלַ֖ם לָהֶ֑ם וַיֹּ֤אמֶר אֲלֵהֶם֙ מְרַגְּלִ֣ים אַתֶּ֔ם לִרְא֛וֹת אֶת־עֶרְוַ֥ת הָאָ֖רֶץ בָּאתֶֽם׃
Vayizkor yosef et hahalomot aşer halam lahem vayomer alehem meragelim atem lirot et ervat haarets batem.
Yosef, onlarla ilgili gördüğü rüyaları hatırladı. “Siz casussunuz!” dedi. “Ülkenin savunmasız yerlerini görmeye geldiniz.”
וַיֹּאמְר֗וּ שְׁנֵ֣ים עָשָׂר֩ עֲבָדֶ֨יךָ אַחִ֧ים ׀ אֲנַ֛חְנוּ בְּנֵ֥י אִישׁ־אֶחָ֖ד בְּאֶ֣רֶץ כְּנָ֑עַן וְהִנֵּ֨ה הַקָּטֹ֤ן אֶת־אָבִ֙ינוּ֙ הַיּ֔וֹם וְהָאֶחָ֖ד אֵינֶֽנּוּ׃
Vayomeru şenem asar avadeha ahim anahnu bene iş ehad beerets kenaan vehine hakaton et avinu hayom vehaehad enenu.
Onlar, “Biz kulların on iki kardeşiz” dediler. “Kenaan ülkesinde yaşayan bir adamın oğullarıyız. En küçüğümüz şimdi babamızın yanında; birimizse artık yok.”
שִׁלְח֨וּ מִכֶּ֣ם אֶחָד֮ וְיִקַּ֣ח אֶת־אֲחִיכֶם֒ וְאַתֶּם֙ הֵאָ֣סְר֔וּ וְיִבָּֽחֲנוּ֙ דִּבְרֵיכֶ֔ם הַֽאֱמֶ֖ת אִתְּכֶ֑ם וְאִם־לֹ֕א חֵ֣י פַרְעֹ֔ה כִּ֥י מְרַגְּלִ֖ים אַתֶּֽם׃
Şilhu mikem ehad veyikah et ahihem veatem heaseru veyibahanu divrehem haemet itehem veim lo he faro ki meragelim atem.
İçinizden birini gönderin, kardeşinizi getirsin. Siz tutuklu kalacaksınız. Söyledikleriniz sınanacak, doğru söyleyip söylemediğiniz anlaşılacak. Doğru değilse, Firavun’un yaşamı üzerine yemin ederim, siz casussunuz!”
אִם־כֵּנִ֣ים אַתֶּ֔ם אֲחִיכֶ֣ם אֶחָ֔ד יֵאָסֵ֖ר בְּבֵ֣ית מִשְׁמַרְכֶ֑ם וְאַתֶּם֙ לְכ֣וּ הָבִ֔יאוּ שֶׁ֖בֶר רַעֲב֥וֹן בָּתֵּיכֶֽם׃
İm kenim atem ahihem ehad yeaser bevet mişmarhem veatem lehu haviu şever raavon batehem.
Dürüst insanlarsanız, kardeşlerinizden biri tutulduğunuz yerde tutuklu kalsın. Siz gidip aç kalan ev halklarınıza tahıl götürün.
וְאֶת־אֲחִיכֶ֤ם הַקָּטֹן֙ תָּבִ֣יאוּ אֵלַ֔י וְיֵאָמְנ֥וּ דִבְרֵיכֶ֖ם וְלֹ֣א תָמ֑וּתוּ וַיַּעֲשׂוּ־כֵֽן׃
Sonra en küçük kardeşinizi bana getirin. Böylece sözleriniz doğrulanır ve ölmezsiniz.” Onlar da bunu kabul etti.
וַיֹּאמְר֞וּ אִ֣ישׁ אֶל־אָחִ֗יו אֲבָל֮ אֲשֵׁמִ֣ים ׀ אֲנַחְנוּ֮ עַל־אָחִינוּ֒ אֲשֶׁ֨ר רָאִ֜ינוּ צָרַ֥ת נַפְשׁ֛וֹ בְּהִתְחַֽנְנ֥וֹ אֵלֵ֖ינוּ וְלֹ֣א שָׁמָ֑עְנוּ עַל־כֵּן֙ בָּ֣אָה אֵלֵ֔ינוּ הַצָּרָ֖ה הַזֹּֽאת׃
Vayomeru iş el ahiv aval aşemim anahnu al ahinu aşer rainu tsarat nafşo behithaneno elenu velo şamaenu al ken baa elenu hatsara hazot.
Birbirlerine, “Kardeşimize yaptığımızdan dolayı gerçekten suçluyuz” dediler. “Bize yalvarırken nasıl acı çektiğini gördük ama dinlemedik. Başımıza bu sıkıntı bu yüzden geldi.”
וַיַּעַן֩ רְאוּבֵ֨ן אֹתָ֜ם לֵאמֹ֗ר הֲלוֹא֩ אָמַ֨רְתִּי אֲלֵיכֶ֧ם ׀ לֵאמֹ֛ר אַל־תֶּחֶטְא֥וּ בַיֶּ֖לֶד וְלֹ֣א שְׁמַעְתֶּ֑ם וְגַם־דָּמ֖וֹ הִנֵּ֥ה נִדְרָֽשׁ׃
Vayaan reuven otam lemor halo amarti alehem lemor al tehetu vayeled velo şematem vegam damo hine nidraş.
Reuven, “Size ‘Çocuğa karşı suç işlemeyin’ demedim mi?” diye karşılık verdi. “Ama dinlemediniz. Şimdi onun kanının hesabı da soruluyor.”
וַיִּסֹּ֥ב מֵֽעֲלֵיהֶ֖ם וַיֵּ֑בְךְּ וַיָּ֤שָׁב אֲלֵהֶם֙ וַיְדַבֵּ֣ר אֲלֵהֶ֔ם וַיִּקַּ֤ח מֵֽאִתָּם֙ אֶת־שִׁמְע֔וֹן וַיֶּאֱסֹ֥ר אֹת֖וֹ לְעֵינֵיהֶֽם׃
Vayisov mealehem vayevk vayaşov alehem vayedaber alehem vayikah meitam et şimon vayeesor oto leenehem.
Yosef onlardan uzaklaşıp ağladı. Sonra geri dönüp onlarla konuştu. Aralarından Şimon’u aldı ve gözlerinin önünde bağlattı.
וַיְצַ֣ו יוֹסֵ֗ף וַיְמַלְא֣וּ אֶת־כְּלֵיהֶם֮ בָּר֒ וּלְהָשִׁ֤יב כַּסְפֵּיהֶם֙ אִ֣ישׁ אֶל־שַׂקּ֔וֹ וְלָתֵ֥ת לָהֶ֛ם צֵדָ֖ה לַדָּ֑רֶךְ וַיַּ֥עַשׂ לָהֶ֖ם כֵּֽן׃
Vayetsav yosef vayemalu et kelehem bar ulehaşiv kaspehem iş el sako velatet lahem tseda ladareh vayaas lahem ken.
Yosef, kaplarının tahılla doldurulmasını, her birinin parasının kendi çuvalına geri konmasını ve yol için onlara yiyecek verilmesini buyurdu. Bunlar onlar için yapıldı.
וַיִּשְׂא֥וּ אֶת־שִׁבְרָ֖ם עַל־חֲמֹרֵיהֶ֑ם וַיֵּלְכ֖וּ מִשָּֽׁם׃
Tahıllarını eşeklerine yükleyip oradan ayrıldılar.
וַיִּפְתַּ֨ח הָאֶחָ֜ד אֶת־שַׂקּ֗וֹ לָתֵ֥ת מִסְפּ֛וֹא לַחֲמֹר֖וֹ בַּמָּל֑וֹן וַיַּרְא֙ אֶת־כַּסְפּ֔וֹ וְהִנֵּה־ה֖וּא בְּפִ֥י אַמְתַּחְתּֽוֹ׃
Vayiftah haehad et sako latet mispo lahamoro bamalon vayar et kaspo vehine u befi amtahto.
Konakladıkları yerde içlerinden biri eşeğine yem vermek için çuvalını açınca parasını gördü. Para torbasının ağzındaydı.
וַיֹּ֤אמֶר אֶל־אֶחָיו֙ הוּשַׁ֣ב כַּסְפִּ֔י וְגַ֖ם הִנֵּ֣ה בְאַמְתַּחְתִּ֑י וַיֵּצֵ֣א לִבָּ֗ם וַיֶּֽחֶרְד֞וּ אִ֤ישׁ אֶל־אָחִיו֙ לֵאמֹ֔ר מַה־זֹּ֛את עָשָׂ֥ה אֱלֹהִ֖ים לָֽנוּ׃
Vayomer el ehav huşav kaspi vegam hine veamtahti vayetse libam vayeherdu iş el ahiv lemor ma zot asa Elohim lanu.
Kardeşlerine, “Param geri verilmiş! İşte torbamda!” dedi. Yürekleri yerinden oynadı; titreyerek birbirlerine, “Tanrı bize ne yaptı böyle?” dediler.
וַנֹּ֥אמֶר אֵלָ֖יו כֵּנִ֣ים אֲנָ֑חְנוּ לֹ֥א הָיִ֖ינוּ מְרַגְּלִֽים׃
Ona, ‘Biz dürüst insanlarız, casus değiliz’ dedik.
שְׁנֵים־עָשָׂ֥ר אֲנַ֛חְנוּ אַחִ֖ים בְּנֵ֣י אָבִ֑ינוּ הָאֶחָ֣ד אֵינֶ֔נּוּ וְהַקָּטֹ֥ן הַיּ֛וֹם אֶת־אָבִ֖ינוּ בְּאֶ֥רֶץ כְּנָֽעַן׃
Şenem asar anahnu ahim bene avinu haehad enenu vehakaton hayom et avinu beerets kenaan.
‘Aynı babanın oğulları olan on iki kardeşiz. Birimiz artık yok. En küçüğümüz şimdi Kenaan ülkesinde, babamızın yanında.’
וַיֹּ֣אמֶר אֵלֵ֗ינוּ הָאִישׁ֙ אֲדֹנֵ֣י הָאָ֔רֶץ בְּזֹ֣את אֵדַ֔ע כִּ֥י כֵנִ֖ים אַתֶּ֑ם אֲחִיכֶ֤ם הָֽאֶחָד֙ הַנִּ֣יחוּ אִתִּ֔י וְאֶת־רַעֲב֥וֹן בָּתֵּיכֶ֖ם קְח֥וּ וָלֵֽכוּ׃
Vayomer elenu haiş adone haarets bezot eda ki henim atem ahihem haehad hanihu iti veet raavon batehem kehu valehu.
Ülkenin efendisi olan adam bize şöyle dedi: ‘Dürüst olduğunuzu şu şekilde anlayacağım: Kardeşlerinizden birini yanımda bırakın. Aç kalan ev halklarınız için tahıl alıp gidin.
וְ֠הָבִיאוּ אֶת־אֲחִיכֶ֣ם הַקָּטֹן֮ אֵלַי֒ וְאֵֽדְעָ֗ה כִּ֣י לֹ֤א מְרַגְּלִים֙ אַתֶּ֔ם כִּ֥י כֵנִ֖ים אַתֶּ֑ם אֶת־אֲחִיכֶם֙ אֶתֵּ֣ן לָכֶ֔ם וְאֶת־הָאָ֖רֶץ תִּסְחָֽרוּ׃
Vehaviu et ahihem hakaton elay veedea ki lo meragelim atem ki henim atem et ahihem eten lahem veet haarets tisharu.
En küçük kardeşinizi bana getirin. O zaman casus değil, dürüst insanlar olduğunuzu anlayacağım. Kardeşinizi size geri vereceğim; ülkede ticaret de yapabileceksiniz.’”
וַיְהִ֗י הֵ֚ם מְרִיקִ֣ים שַׂקֵּיהֶ֔ם וְהִנֵּה־אִ֥ישׁ צְרוֹר־כַּסְפּ֖וֹ בְּשַׂקּ֑וֹ וַיִּרְא֞וּ אֶת־צְרֹר֧וֹת כַּסְפֵּיהֶ֛ם הֵ֥מָּה וַאֲבִיהֶ֖ם וַיִּירָֽאוּ׃
Vayehi hem merikim sakehem vehine iş tseror kaspo besako vayiru et tserorot kaspehem hema vaavihem vayirau.
Çuvallarını boşaltırken her birinin para kesesi kendi çuvalından çıktı. Kendileri de babaları da para keselerini görünce korktu.
וַיֹּ֤אמֶר אֲלֵהֶם֙ יַעֲקֹ֣ב אֲבִיהֶ֔ם אֹתִ֖י שִׁכַּלְתֶּ֑ם יוֹסֵ֤ף אֵינֶ֙נּוּ֙ וְשִׁמְע֣וֹן אֵינֶ֔נּוּ וְאֶת־בִּנְיָמִ֣ן תִּקָּ֔חוּ עָלַ֖י הָי֥וּ כֻלָּֽנָה׃
Vayomer alehem yaakov avihem oti şikaltem yosef enenu veşimon enenu veet binyamin tikahu alay hayu hulana.
Babaları Yaakov, “Beni çocuklarımdan ettiniz!” dedi. “Yosef yok, Şimon yok; şimdi Binyamin’i de alacaksınız. Bütün bunlar benim başıma geliyor!”
וַיֹּ֤אמֶר רְאוּבֵן֙ אֶל־אָבִ֣יו לֵאמֹ֔ר אֶת־שְׁנֵ֤י בָנַי֙ תָּמִ֔ית אִם־לֹ֥א אֲבִיאֶ֖נּוּ אֵלֶ֑יךָ תְּנָ֤ה אֹתוֹ֙ עַל־יָדִ֔י וַאֲנִ֖י אֲשִׁיבֶ֥נּוּ אֵלֶֽיךָ׃
Vayomer reuven el aviv lemor et şene vanay tamit im lo avienu eleha tena oto al yadi vaani aşivenu eleha.
Reuven babasına, “Onu sana geri getirmezsem iki oğlumu öldürebilirsin” dedi. “Onu bana emanet et; sana geri getireceğim.”
וַיֹּ֕אמֶר לֹֽא־יֵרֵ֥ד בְּנִ֖י עִמָּכֶ֑ם כִּֽי־אָחִ֨יו מֵ֜ת וְה֧וּא לְבַדּ֣וֹ נִשְׁאָ֗ר וּקְרָאָ֤הוּ אָסוֹן֙ בַּדֶּ֙רֶךְ֙ אֲשֶׁ֣ר תֵּֽלְכוּ־בָ֔הּ וְהוֹרַדְתֶּ֧ם אֶת־שֵׂיבָתִ֛י בְּיָג֖וֹן שְׁאֽוֹלָה׃
Vayomer lo yered beni imahem ki ahiv met veu levado nişar ukeraau ason badereh aşer telehu vah vehoradtem et sevati beyagon şeola.
Yaakov, “Oğlum sizinle inmeyecek!” dedi. “Çünkü kardeşi öldü, geriye yalnız o kaldı. Gideceğiniz yolda başına bir felaket gelirse, benim ak saçlı başımı keder içinde Şeol’e indirirsiniz.”
İbranice: Sefaria, Tanach with Ta’amei Hamikra. Lisans: Public Domain. Tanach.us.